Yaşanan olayları takip etmek üzere Suriye'de bulunan ve bir kaç gündür kendilerinden haber alınamayan Türk basın mensuplarımızın en kısa zamanda kurtulmalarını diliyor ve derin üzüntümüzü bu vesileyle belirtmek istiyoruz.
14 Mart 2012 Çarşamba
Neticesiz Mücadele
Yaşanan olayları takip etmek üzere Suriye'de bulunan ve bir kaç gündür kendilerinden haber alınamayan Türk basın mensuplarımızın en kısa zamanda kurtulmalarını diliyor ve derin üzüntümüzü bu vesileyle belirtmek istiyoruz.
24 Şubat 2012 Cuma
İlkbahar Mektubum
Bu, sana 'ilkbahar' mektubumdur...
Saklandığı yerden güneşin seni hafif hafif ısıtmaya başladığı,
Bir çay bahçesinde... çay ve gazete keyfini, ilgini tamamen kendisine hasretmeni isteyen bir varlık sebebiyle erteleyeceğin,
Sahil gezmelerinde yine en çok sevdiğin ezgileri ve marşları sanki milyonların içinde bulunmanın coşkusuyla semaya vuracağının habercisi olan günlerde yazdığımdır...
Genellikle yeni başlangıçlar ilkbahara atfedilir. Oysa unutulmamalıdırki ilkbaharda açacak çiçeklerin tohumları sonbaharda gelişir. Bu sebeple sonbahar, en güzel başlangıçların adıdır aynı zamanda.
Ben zaten en çok sonbaharı severdim... Ellerim sonbahar serinliğinde, gözlerim de hep sonbahar bakardı. Ve en rahat uykularımı sonbahar havasını içime çekerek uyumuşumdur.
Sen, sonbahar tormurcuğumun ilkbahar çiçeği...
Muhabbetini seyre dalarken sakince aka duran göl misali olan gönlümü, ani kahkalarının onu şelaleler cennetine çevirmesi kadar...
İlkbaharı da çok seviyorum artık...!
Dünyamı dünyana açan gözlerini hiç indirme, olur mu?
23 Şubat 2012 Perşembe
4 Ocak 2012 Çarşamba
3 Kasım 2011 Perşembe
Hatırladım
Gece akla aniden bir şükür sebebi düşmesiyle kalkıp hiç üşenmeden çocuksu bir sevinçle secdeye kapanmak. Rahman'a karşı biraz nazlanmak belki...''Sen kıyamazsın ki kuluna...''
Çoğu zaman ufacık bir işarettir o. Ne kadar kolaymış huzuru yakalayabilmek. Onu kaybetmek de bir o kadar kolay. Herşey zihinde bitermiş, Rahman'ın kurduğu ''iletişimin'' nasıl yorumlandığına göre değişirmiş aslında.
''Unutmuşum, hatırladım, affet Allah'ım...''
28 Ekim 2011 Cuma
İç Acısı
Çocuk Olsam Yeniden...
Bir tek Düştüğüm İçin Acısa İçim...
Çocukluk zamanlarımdaki gibi dizim kanadığı için içim yansa, kanayan yarama annem melhem sürerken... ''Dur anne! Canım acıyor...'' desem ve annem ''canın biraz yanacak ki iyileşsin...'' diyerek beni teskin etse...
O kadar güvenirdimki annemin bu sözüne... sürdüğü melhem yaramı sızlatırdı ama bu sızının yaramı mutlaka iyileştireceğine inanırdım... ve acım ne kadar da büyük olsa dişimi sıkardım. Bir kaç gün sonra üzerinde oluşan kabuğu soymamak ise en büyük sabır imtihanımdı...
Şimdi içim öyle acıyorki... ''İÇİM acıyor'' derken, gerçekten ''içim ACIYOR''... bu sıcak yaraya soğuk melhem sürülmesine de benzemiyor... acıyor, sızlıyor ama iyileşmiyor... O günlerde annemin beni rahatlatmak için söylediği sözün bir 'evrensel doğru' olmasını şimdi ne kadar arzuladığımı ifade etmekten bile acizim.
...Ve yeniden iman gücümün serinliğine davet ediyorum kendimi.
[Yokluğu dayanılmaz olan ve çok genç yaşta kaybettiğimiz amcama ithafen... ]
16 Ekim 2011 Pazar
Realitede Gelenek Var
Realiteden uzaklaşmış kabullerin, varlık gerçekliğine ne kadar yabancı kaldığını daha iyi anlamak geliyor bugün içimden. Hep direnmişimdir gerçek değerlerimize uzak olan bu anlayışlara karşı. İşte bugün isyan bayrağımı çekiyorum.
Klasik kelam tartışmaları, fıkhi ihtilaflar ve mezhep çekişmeleri çok anlamsız kalıyor ve bir tek gerçek çıkıyor insanın karşısına: ÖLÜM.
Onun cevabını ''fihi kavlan'' izahlarının hiç biri veremiyor. ''Karı-koca'' imanına dönüyorsun ve en temelden başlıyorsun sorularına... ''Dualarımı duyuyor mudur?'', ''Cuma akşamları okuduğum Kur'an'dan bizzat haberdar ediliyor mudur? Onu rahatlatıyor mudur?'', ''Hüznümü bilir mi, özlemlerimi hisseder mi?'', ''Dua insanın ömrünü uzatır mıydıki?''... Demekki cana dokunduğu an ''modern'' din kalmıyor, her müslüman ''geleneksel'' oluyor.
<< Nasihat olarak ölüm yeter. >>
Klasik kelam tartışmaları, fıkhi ihtilaflar ve mezhep çekişmeleri çok anlamsız kalıyor ve bir tek gerçek çıkıyor insanın karşısına: ÖLÜM.
Onun cevabını ''fihi kavlan'' izahlarının hiç biri veremiyor. ''Karı-koca'' imanına dönüyorsun ve en temelden başlıyorsun sorularına... ''Dualarımı duyuyor mudur?'', ''Cuma akşamları okuduğum Kur'an'dan bizzat haberdar ediliyor mudur? Onu rahatlatıyor mudur?'', ''Hüznümü bilir mi, özlemlerimi hisseder mi?'', ''Dua insanın ömrünü uzatır mıydıki?''... Demekki cana dokunduğu an ''modern'' din kalmıyor, her müslüman ''geleneksel'' oluyor.
<< Nasihat olarak ölüm yeter. >>
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




